Erdemli Gençlik
 » 
Müslüman Gençliğin Sorunları Üzerine…(1)
a aa
14 Mart 2013 0:53
M. Mehdi Ağaoğlu
M. Mehdi Ağaoğlu Müslüman Gençliğin Sorunları Üzerine…(1)

Gençlik dönemi, mes’ul bir varlık olan insanın, çok önemli hayati bir dönemidir. Dolayısıyla, bu dönem çok iyi bir şekilde değerlendirilmeli.

Müslüman gençler olarak çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. Müslüman gençler olarak, üzerimize düşeni yapma noktasında, sorunlarımızı tespit etme ve çözme noktasında sorumluluklarımız var.

Gencin üretkenliğinin, etkinliğinin, dinamizminin ve duyarlılığının farkında olan emperyalistler, Müslüman gençliği her daim yanlış istikametlere yönlendirme çabasındalar.

Bu anlamda, bu çabaların farkında olmak ve bu çabaların neticesinde maruz bırakıldığımız sorunları tespit etmek durumundayız. Müslüman gençler olarak, siyasal arenadan tahliye ediliyoruz. Siyasetin, nesnesi haline getirilmeye çalışılıyoruz. Sosyal ve toplumsal alandan uzaklaştırılıyoruz. Bilinmeli ki, bir Müslüman olarak siyasi ve sosyal sorumluklarımız var.

Bir kültür despotizmine maruz bırakıldık ve kültür bilinci oluşturmamız gerek. Öte yandan bir bilgi bilincine de sahip olmalıyız. Bilgi çağı denilen şu çağ, bir takım tehlikeleri ihtiva ediyor.

Bir amaç bilincimiz olmalı ve de bir amacımız. Konformist bir yaşama düçar olduk. Kaygılarımız var. Ahlaki sorunlarımız var. İlişki biçimlerimiz Allah’ın sınırlarını zorluyor.

Sözün özü, bizce günümüz Müslüman gençliğinin temel sorunları şunlar:

Popülizm ve Siyasal Bilinçsizlik

Müslüman gençler olarak, siyasi okumalar yapmamaktayız. Kampüs içi siyasetin nabzını tutamıyor ve siyasal gündemi domine edemiyoruz.

Üniversiteler, siyasal gündeme yön verecek güçte mekânlardır. Öğrenciler olarak, hem iç siyasette hem de dış siyasette, sahih bir tavır oluşturmalıyız. Alıştırıldığımız sınırları aşmadıkça, gençliğimizden arındırılmış hale gelebiliriz.

Mevcut siyasal iktidar bize, sınırlarını kendi belirlediği bir özgürlük(!) alanında muhalefet hakkı tanıyor. Farklı alanlarda, farklı söylemlerle gerçek bir muhalefet üretme noktasında yetersiziz. Mevcut siyasal iktidar, maskelenen siyasetin ardına düşen gençlerin sessizce tepesine binebiliyor. İşte buna bir itirazımız olmalı.

Sloganik ve yüzeysel bir muhalefet, bir siyasal nesneleşme hali değil midir? Belki de muhafazakâr olduğumuza ikna edildiğimiz için, devrimci bir tavırla muhalefet üretemiyoruz. Çekingenliklerden arınıp, siyasal bilinç oluşturmalı ve siyasal arenaya çıkmalıyız.

Bazen de güncel siyasal gündemin yoğunluğunda boğulabiliyoruz. Neyin oyun, neyin oyalamaca olduğunu fark etmedikçe kuklacıları ıska geçmemiz kaçınılmaz.  Siyasal bilinç ise, bize sahih bir duruş bahşedecektir.

Müslüman gençler olarak, romantik yaklaşımlar sergilemeyi seviyoruz nedense. Hayali iyimserlikler peşindeyiz. Diğer yandan, popülist siyasetçilerin, kanaat önderlerinin ağzına bakar olduk. Aidiyetlerimiz çoğu zaman ‘emre itaat’ noktasında oluyor. Aidiyetlerimizi zihinlerimizi esir ederek oluşturuyoruz. Bazen de tam-bağımsız, cüretkâr tavırlar içerisindeyiz. Bu bağlamda, istişareyi esas almalı, mutedil bir çizgi tutturmalıyız.

Bir itirazımız olmalı. Zulme, adaletsizliğe ve ifsada karşı sessiz kalamayız. Zira genç olarak, haksızlığa tahammül edemeyiz. Ashab-ı Kehf gibi, cihadın en büyüğünü gerçekleştirecek bir irade ortaya koyabilmeliyiz.

Bireycilik ve Sosyal Bilinçsizlik

Bireycilik, sosyal bir varlık olan insana yabancı bir tavırdır. Ancak modern araçlar ve maruz bırakıldığımız kültür, bizi toplumdan, sosyal hayattan soyutlayabilmekte.

Toplumun dinamizmini elinde tutabilen gençler olarak, meydanlara inmemiz, halkla bütünleşmemiz gerek. Fildişi kulelerinden dar-ul erkamlara hicret etmeliyiz. Bireysel sorumluklarımız olduğu gibi, toplumsal sorumluluklarımız da var. Bu bilinçle, toplumun nabzını tutmalı, bir özne haline gelmek adına gayretimiz olmalı.

Sosyal anlamda, genellikle niceliklerimizle var olmaya çalışıyoruz. Bir kimlik sorunu da yaşadığımızdan, inançlarımızla, değerlerimizle, düşüncelerimizle var olamıyoruz. Kimliklerimizi kuşanabileceğimiz yaşam alanları üretmiyor ve mevcut yaşam alanlarına da icabet etmiyoruz. Kimliklerimizi okul kapısından içeriye girmeden oracıkta bırakıyoruz. Hatta ekseriyetimiz, kimliklerini evinde bırakıp çıkıyor.

Bulunduğumuz ortamı ‘etkileyen’ olmamız gerekirken, ekseriyetle “etkilenen’ olmak davetçi kimliğimize ters düşüyor. Kimliğimizi mücadele düzleminin dışında bırakırken, aslında baştan teslimiyet göstermiş olmuyor muyuz?

Bir de sosyal medya var ki, aslında bireycilik ile ilişkilendirilmesi garip karşılanabilir, fakat durum gösteriyor ki, sosyal medya; suni, sahte ve sathi varoluşların dünyası olmuş durumda. Maalesef, sosyal medyayı işlevsel bir araç olarak görmüyoruz. Dolayısıyla sosyal medyadan potansiyel yararı devşiremiyoruz. Bir yarar devşiremediğimiz gibi, bağımlılaşıyoruz. Bu da bizi hayali bir dünyaya itiyor ve beraberinde gerçek hayattan kopuş kaçınılmaz hale geliyor.

‘Cemaat’ kelimesini duyunca, irkilen, korkan bir cenah var. Aslında bu temayülün arkasında, bencillik ve kaçma güdüsü mevcut.

Toplumu zihnimizde değersizleştirdiğimizde, toplumsal hedefler bir ütopya haline gelir. Enaniyeti bir kenara bırakıp, toplumla içe içe olmalıyız. Bireyleri nesneleştirmek, toplulukları nesneleştirmekten daha kolaydır. Kolektif bir bilinç, kolektif bir akıl ve kolektif bir irade ortaya koymazsak eğer; tarihin, siyasetin ve toplumun öznesi olmak yerine, hayal dünyamızın kahramanları olmaya devam edeceğiz.

Devam edecek…

 

YORUMLAR
Bu Habere 1 Yorum Yapılmıştır.
  • Volkan Yıldırım diyor ki ;
    16 Mart 2013 23:35

    Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe; Allah onların durumunu değiştirmez. Rad,11

    ÖNERİLER,TESPİTLER doğru.
    Ancak; ÇÖZÜM METODU ortada değil ve mevcut cemaatlerin neliği bu kadar aşikarken,siyasetten Allah’a sığınan bir zihin ilâhi bazda daha helâl dairesinde iken; hele hele VAHDET haykırışlarının içi bu kadar ‘boş’ iken SUBJEKTİF metodlarla çözüme kavuşmak,imkân sınırlarını zorlamakta.

    ALLAH, öncelikle NEFSİNİ arındıran kullardan eylesin.